komplo teorileri ve denetimi çağırmak

Devleti ve denetimi çağırmak

Öncelikle komplo teorisi nedir konusuna değinmeye çalışacağım. Herhangi bir toplumsal alanda ( toplumsaldan kasıt en geniş anlamıyladır, insanlığın yaşamındaki bütün ilişkilenme tarzlarını , iktisat, siyaset, gelenek, görenek, aile vb. vb her şeyi kapsamaktadır) oluşan gelişen durum ve durumları bir ya da kısıtlı birkaç nedene bağlamak şeklinde zuhur eder, komplo teorileri.  Bir yanıyla da insanın nedenselliklerin bağ ve bağlantılarını görmek için kafa yormak yerine kolayca konformizmi seçmesi eğiliminin de sonucudur. Başka bir tarafıyla da egemen yapıların kadiri mutlaklığının kabul ettirilmesi çabasını ifade eder. Ve insanları pasifize etmeyi amaçlar. Zaten yapılabilecek bir şey yoktur, bir şey yapmaya da gerek yoktur bir sonuca ulaşmayacağı için. Otoriteryanlık ve konformizm kardeşliğinin ürünüdür.

Büyük sıkışma anlarında, belirsizliğin arttığı zamanlarda, bir durum açıklaması gibi dursa da aslında bir gelecek tarifi içerir. Belirsizliğe tahammülsüzlüğün ve bunu korkutuculuğunun geleceği düzenleme arzusunu kışkırttığını biliyoruz. Ve bu belirsizliği gidereceği iddiasındaki idelojik yaklaşımların insanlarda büyük kabul gördüğünü de. Dinler bunun üzerine kuruludur. Siyasal ideolojilerin de hemen tamamına yakını. Bu aynı zamanda kaderci bir yaklaşımın kabulünü sağlar.

Komplocu yaklaşım bir gözbağı oluşturur ve nedenleri çözümlemeyi görmeyi engeller. Zaten bu kabule uygun bir zihin işleyiş düzeni önceden oluşturulduğu için kabul görmesi de kolayca gerçekleşir. Tarihsel ve toplumsalın nedenselliklerini anlayabilmek hem bir akıl kurma tarzı hem de bilgi gerektirdiğinden açıklama yarışında geride kalmaya mahkumdur. Zira komplo teorileri bilimsellik iddiasını da çoğunlukla yanlarına alacak verilerle donatırlar kendilerini. Çoğu çarpıtılmış, bir kısmı söylenmiş, bağlamından koparılmış olarak.

Corona mevzusuyla birlikte çokça gündeme gelen denetleme( çip takma) ,  5g teknolojisi üzerinden konuyu tartışmaya devam edeceğim.

Denetleme üzerinden açılan tartışma her şeyden önce çok uzun zamandır kurulmuş ve tıkır tıkır işleyen denetleme mekanizmaları yokmuş gibi, insanlar özgür iradeleriyle kararlar veriyorlarmış gibi bir kabulün üzerine kuruludur ki , bu bile başlı başına  içinde yaşanılan dünyadan en hafif tabiriyle haberdar olmamak  , bir tarafıyla da sistemin kontrolünü gizlemek anlamları taşır. Bu iki uç arasında yelpaze geniş.

Devlet bir denetleme ve planlama mekanizmasıdır da aynı zamanda. Devletin bizim için bir şeyleri yapması gerektiğini düşündüğümüzde denetimi çağırırız zaten. Sağlık hizmeti,okul,  yollar, su,  elektirik, ısınma, evlilik vb. vb bütün bunlar denetlenmesi ve planlanması gereken konular olarak denetlemeyi, yani kontrol edilmeyi de kabullendiğimiz anlamına gelir. Neyin ne kadar yapılacağı, nüfus kontrolü, büyüme hızı, refah artışı için ne kadar vergi toplanacağı, nelerin üretilmesi gerektiği, okullarda nelerin öğretileceği, hangi üniversite bölümlerinin açılacağı, enerji kaynaklarının nasıl kullanılacağı vb. vb. Bütün bunları yapmayı üstlenenler her şeyi denetlemeyi de isteyeceklerdir. Bakın burada siyasi iktidarı elinde tutmak için insanları denetlemesi gerektiğini düşünen yapı olma kısmından bahsetmiyorum bile. Mevzunun başka bir tarafına vurgu yapmaya çalışıyorum. Devletin sadece bir baskı mekanizması gibi görülerek karikatürize edilmesi yaklaşımının dışında bir bakışa çağırıyorum.

Devam edersek , bizim de talep ettiklerimizin karşılanması için oluşacak sıkıntılı durumları da devlet denetleme ve engel oluşturacakları takip ve kontrol etme gibi bir görevi de otomatik üstlenecektir.

Sadece devlet mi? Hayatın her alanında denetleniyoruz, gözler hep üzerimizde. Dışlama mekanizmaları çok iyi işler, mahalle baskısı olarak ta adlandırabiliriz bunu. Evde okulda, işyerinde, sokakta her an denetim halindeyiz. Azıcık düşündüğümüzde denetlenmeyen ne kadar az alan kalıyor bize görebiliriz. Ki zihnimizde kurulmuş denetim mekanizmaları yani rızanın örgütlenmiş olması başkasına bile ihtiyaç duyurmaz bir denetleme yaratır.

Düşünün Allaha inanan bir müslümanı ya da tanrıya inanan bir hristiyanı. Allah ya da tanrı her şeyi görmekte ve duymaktadır, saklayacak bir şeyimiz yoktur. Herkes bunlarla büyütüldü, toplumun ne kadar küçük bir oranının dinsiz olduğunu biliyoruz. Şimdi birileri kalkıp diyorlar ki size çip takıp denetleyecekler. Ve toplum bundan rahatsız oluyor. Olan da çok fazla değil ya. Yazıp çizenler , gündeme getirme olanağı olanlar bundan rahatsızlar, sesleri fazla duyulduğu için herkesi ilgilendiriyor gibi bir zehaba kapılıyoruz. Toplumun büyük bir çoğunluğu için bu mevzu bile olmuyor olsa bile sorunu değil. Avrupada epeydir deneniyor, gönüllü olarak epey bir insan özellikle o çok demokratik kuzey ülkelerinde çipli düzene geçmiş durumdalar. Sağlık bilgileri sürekli güncelleniyor bu da onları oldukça rahatlatıyor.

İşin bir başka tarafına değineyim, sosyal medya denilen mecrada insanlar zaten ne yaptıklarını neleri önceleyip neleri sevmediklerini an be an paylaşmıyorlar mı?

Bir çok örnekle uzatılabilir. Kısaca tahakküm düzeneklerinin kurulduğu  ve bu düzeneklerle oluşturulmuş toplumsallıktan bahsettiğimiz günden beri giderek gelişen bir denetleme mekanizması ile karşı karşıyayız. Ve artık bu salt bir iktidarın denetleme isteğinin dışına çıkmış durumdadır. Toplum olarak yaşamanın kuralı haline getirilmiştir. Herhangi bir insana çip takma olarak değil, ama denetleme mekanizmalarının getirdiği toplumsal olanakları isteyip istemediğimizi soralım, alacağımız cevap  yüzde doksan dokuz , adını kullanmadan çip takma mantığını onaylayacak bir cevap olacaktır.

Bugün orta sınıf çocukların nasıl anne babaları tarafından denetlendiğini biliyoruz. Kreşlerde kamera olması ailelerin talebiyken devlet buna engel getirdi bu ülkede.

Bizim  denetlemenin ne anlama geldiğine dair düşündüklerimizle, çip takma mevzusu üzerinden oluşturulan hassasiyetin hiçbir ilişkisi yoktur. Çevremizde sıkça gördüğümüz, üç beş kişi ile bir araya geldiğinde ‘’ ben hiyerarşiye karşıyım’’ deyip te yaşantısının hiçbir alanında hiyerarşi ile sorun yaşamayan ve aile, okul, iş alanlarında bunu sorun olarak bile görmeyenlerle, hiyerarşi tanımlarımızın hiç alakasının olmadığı gibi.

Biraz da 5g meselesine değinelim. Öncelikle belirteyim bir takım teknik tanımlar, matematiksel formüller kullanmak komplo teorilerinin çokça başvurdukları yollardır. Bilirler ki çok az insan dönüp bu teknik terimlerin ne olduğuna bakacaklardır ve onlar da itiraz etse de görülmeyecekler ve kabul görmeyeceklerdir. Arkadaşlar, SÖYLENTİNİN GÜCÜ MÜTHİŞTİR, ÇÜNKÜ AKSİ KANITLANAMAZ, ÇOK HIZLI YAYILDIĞI İÇİN AKSİ KANITLANSA BİLE İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİR. Söylenti hükmünü kurmuştur.

Manyetik dalgaların insan sağlığına zararları kanıtlanmış bir mevzudur büyük ölçüde. Baz istasyonları, büyük radyo vericileri uzun süredir yaşantımızda. Ama konuşulan 5g dalgaların yarattığı etkiden daha fazlası. Birkaç teori var görmüşsünüzdür. En akla yakın görüneni ele alalım, oksijenle ilgili olup akciğerlerde tahribat yapma kısmını. Zira diğerleri içinde virüsün elektromanyetik parçacıklarla ulaştığını söyleyecek kadar saçma olanlar da var.

2002 yılında SARS  salgını oldu, ardından 2007 H1N1 adıyla bir virüs salgını. Bu salgınlar uzun olmayan bir gelecekte benzer salgınlar olacağını gösterdi, bu konularda yazıldı çizildi, devletler bilim kurumları geleceğe dönük projeksiyonlar yapıldı. Fakat önlem alacak adımlar atılmadı. Bu tamamen kapitalizmin gerekleri ve devletlerin tercihleri ile ilgiliydi.

Öncelikle sağlığa dair önlemler alınması gerekiyordu. Sadece sağlık harcamalarının artırılması değil. Bağışıklık sistemi sorunlarını devasa boyutlara getiren hava, toprak ve suyun kirlemesine karşı önlem almak gerekiyordu ki bu nu yapmak kapitalistlerin karlarını çok büyük ölçüde engellemek anlamına gelecekti. Kapitalistler derken devletlerin çıkarını da diyelim, ya da Çin örneğinden yola çıkarak ve hatta onu sosyalist bir ülke sayarak söyleyelim, sosyalist bir toplumun gelişmesi için gerekli yatırım ve üretimi azaltmak anlamına gelecekti.  Ya da tarihselci bir bakışla bakarsak işçi sınıfının ve üretim güçlerinin gelişmesini engelleyecekti. Bir yerden daha değinelim, üretimi azaltmak gerekecekti ve bunu hiçbir hükümetin ve iktidar ya da muhalefette olsun hiçbir partinin kendi toplumlarına anlatma isteği duymaları mümkün değildi. Alt ve orta sınıflar da böyle bir durumda konfor alanlarının  ve tüketerek sahip olabileceklerinin almasına evet demeyeceklerdi. Buradan şuna varabiliriz aslında çok az insan dışında herkes zaten alınacak önlemlere evet demeyecekti. Avusturalya örneğinde, sosyal demokratlar çevre fonuna fazlaca kaynak ayırdılar diye seçmenler onları cezalandırdı, ve büyük yangın gerçekleşti, devlet aciz kaldı. Televizyonlarda oy verenlerin tepkilerini gördünüz, kimse bu boku yerken ben de destek verdim demedi.

Konu dağılıyor gibi olabilir ama değil. Demem şu ki, alt alta sayabileceğimiz bir çok neden varken, ve bunlar bütün insanlığın sağlığını kırılgan hale getirmişken, bunlardan bahsetmeyip mevzuyu 5g ye bağlamak zaten başlı başına komplocu bir bakıştır, söz edildiği gibi bir etkisi olsa bile. Ki şu sıra çok az ülkede 5g uygulaması var, ama dünyanın bütün ülkelerinde corona virüs salgını sözkonusu.

Mevzuyu 5g ye bağlamak bütün bu kötüye gidişin gizlenmesine yarar.  Şu ara iktidarlarını oy kaygısı ile karşı karşıya oldukları için ekonomik gidişatı öncelemek isteyen politikacıların en abuk subuk durumlara düştüğünü görüyoruz, Jonhson, Trump, Bolsarano vb. Burada da sadece nedenler konusunda olduğu gibi, sonuçlar konusunda da olan biteni tek ya da sınırlı etkenlere bağlamaya meyleden olağan konformist akıldan uzak durmak gerek. Devlet nedir dediğimizde de onun tek ve kadiri mutlak bir irade olmadığını, bir çok etken ve gücün , farklı eğilimlerin bileşkesi olduğunu unutmamalıyız. Kapitalizm için de geçerli bu. Bir iradenin dünyayı yönettiği fikri hastalıklı bir kabuldür. Ve aynı zamanda insanları çaresizliğe çağırmaktır, teslimiyete çağırmaktır. Nasıl dinler kadere boyun eğmeyi çağırıyorlarsa sürekli, bu da aynı mekanizmadır.

Başka bir çok komplo teorisi daha dolaşıyor. Belirsizlik karşında çaresizliği de ifade ediyor bir çoğu. Ama yerleştiği bağlam her zaman egemen olanın değirmenine su taşır.

Yazı uzatmayım daha fazla. Üzerinde konuşmak yazışmak dileğiyle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir